3 Ekim 2012 Çarşamba

Birinin kadını olmak istiyor canım..‏ ''Alıntı''




Biraz korunmak, biraz şımarmak..
Bir kaç çeşit yemek yapmak, İstiklal caddesinde sıkı sıkı elini tutmak..
Belki film izlemek ama mutlaka çekirdek çitlemek, bir yerlerde çay içmek..
Pazar sabahı kahvaltısı etmek  uzun uzun, sahilde yürüyüş yapmak gibi küçük
ama zor heveslerim var!
Neden mi?
Herkesin eli tutulmaz, herkesle film seyredilmez, herkesle çekirdek
çitlenmez, herkesin kadını olunmaz da o yüzden!
İçinden gelmeli..

Hücrelerine kadar hissetmeli, DNA”larına kadar bilmeli insan!
Düşünerek emin olunmaz, bir anda ya olunur ya olunmaz.
Bir de şu yakın geçmiş duvarları olmasa, kafa da hiç karışmaz ya, olsun!
Oysa bazen tek bir söze ya da bir bakışa yıkılır bütün duvarlar..
Kek yapmayı da öğrenmek lazım aslında bir ara!
Sabahları uyandığımda ''günaydın sevgilim''  mesajları görmek istiyorum
telefonumda.
Gün içinde özlediğim birisi olsun istiyorum.
Özlemek istiyorum birini.
Çok özlersem dayanamayıp gidip sarılmak istiyorum.
Dayanamamak istiyorum!

Çalışırken düşünmek istiyorum sonra o'nu!
Aklımda olduğu için gülümsemek istiyorum ara ara..
Gülümsediğim için daha çok çalışmak..
Birini sevmek istiyorum; hiç kimseyi sevmediğim gibi, biri sevsin istiyorum
beni, hiç sevilmediğim gibi..
Biri o kadar çok sevsin ki beni, hatalarımı da sevsin istiyorum!

O kadar çok sevsin ki; hata yapmaktan ödüm kopsun!
Kıskansın istiyorum biri beni!
Sorsun istiyorum ''neredesin?'' diye..
"Hımm kim aradı bakayım?" diye! Ben sormam ama, korkmasın..
O sorsun! ''Biliyor musun ne oldu?''  ile başlayan heyecanlı cümlelerimin
sonuna kadar tahammül etsin istiyorum biri bana.
Mutlaka ipe sapa gelmez bir şey olmuştur ama dinlesin sonuna kadar.
Ya bir yavru kedi macerası ya da işte ona benzer bir şeyler olmuştur.
Ben de her seferinde sanki bahçeyi kazmışımda hazine bulmuşum gibi
heyecanla ve öneminin üzerine basa basa anlatırım ya, dinlesin işte.

''Yaa, evet, çok mühim bir şeyler olmuş'' falan desin bir de sonunda..
Şimdi ben istesem İstiklal caddesinde  birinin elini tutup gezemem mi?
İstesem benimle birlikte çekirdek çitleyip aynı anda film seyretmeyi de
başarabilecek  birini bulamam mı?
Şimdi ben yalnız olmak istemesem, yalnız olur ve bunları da yazıyor
olur muydum?
Hiç sanmam!
Birinin elini tutmakla, birinin elini sıkı sıkı tutmak
arasında çok fark var! Ya tutarsın ya da tutmazsın ya da, tutmuş gibi
yaparsın işte.

Ben yapmam! Bunu zaten bilirsin. Kimin elini tutacağını yani.
Deneyerek bulmazsın. Sadece bilirsin.

Bilmek! Açıklaması yok. Ve ben elini sıkı sıkı tutmayacağımı bildiğim hiç
kimseyle İstiklal caddesine gitmeyeceğim!

Heyecanla ve özene bezene olmadıktan sonra kimseye yemek yapmayacağım!
Repliklerin bir anlamı yoksa, kimseyle film seyretmeyeceğim.
Zaten çekirdeği unutsun bile, asla olmaz!
 

Birinin kadını olmak istiyor canım; biraz korunmak, biraz şımarmak…
Çekirdek mutlaka olsun!

 *Alıntı 

23 Ağustos 2012 Perşembe

Sensizliğin Kırık Notaları / 03.05.2008




'' Zamanın bunca tutarsızlığında
Tam da sensizliğin yamacında
Yakalandım hüzüne!

Sustu yüreğin tınısı
Sesi  yamalı bir çığlığa yüklendi sessizlik..
 
Yüzüm gecenin renginde asılı kaldı..
Ellerimi yitirdim!
Düştüğü  ilk renge sarıldı düşlerim.
 
Ve
Duygularım gecenin içinde sendelerken,
Mavilerim griye çaldı,  içimin ‘’sana’’ adanmış tuvalinde..


Dokunamadım hiçbir hayal’e..
- ki  uyanmıştım.

Oysa,
Hiç kapanmamış gözlerim..
 
Kirpiklerimin ucunda kurumuş yalnızlığım! ''



*Simla

11 Temmuz 2012 Çarşamba


''bazen çok özlüyorum.
 sonra geçmiyor.''

 demiş, biri..

İnsanın, içine bile sığdıramadığı duyguları bir cümleye sığdırabilmesi ne güzel bir yetenek.. 

Hissediyorsun önce.. Sonra anlatıyorsun, yaşadığın gibi.. Ve ardından hiç tanımadığın biri, kendisine ne denli tanıdık duygular olduğunu anlatıyor sana, tam da senin hissettiklerinin!

O seni anlıyor, sen o'nu anlıyorsun.
Belki de hiçkimsenin anlamadığı gibi!

Adı, yaşı, ırkı, cinsiyeti, dini.. Kim olduğu ve nerede yaşadığı umrunda olmuyor.
Önemsediğin tek şey, duyguları!

Velhasıl;
bende ''bazen çok özlüyorum.
sonra geçmiyor.''


*Simla

5 Temmuz 2012 Perşembe

Kendimle konuştum..



Sevgi, hayata başladığımız andan itibaren içimizdedir.

Henüz küçücük bir bebekken, anne sevgisi ile tutunuruz hayata.. Büyüdükçe öğrenilecekler arasında değildir hiçbirzaman ''sevgi''.. İçimizde hep varolan ve en başından beri bildiğimiz bir duygudur. Bu yüzden, hiç düşünmeden güveniriz birilerine ya da birşeylere.. Çünkü, sevgi ve güven ayrılmaz bir bütündür.. Senin karar verebileceğin bir durum olmadığı gibi elinde de değildir, sevmek-güvenmek. Ya hissedersin, ya hissetmezsin.

Önceleri ''herkesi'' çok seversin. Ve ''herkese'' çok güvenirsin. Hep iyi olanı hissetmek istediğindendir belki de bu.. Ama büyüdükçe öğrendiğin en önemli şey,  kırılmaktır. Kırgınlıkların sonucunda ise güven duygunu kontrol etmeye çalışırsın.. Ne kadar çok ''güvenmiyorum artık'' desen de, içinde bir nebze olsun güven duygusu hep vardır. Ancak inanmak isteriz, bu denli hassas konularda ağzımızdan çıkanların gerçekten hissettiklerimiz olduğuna.. Oysa ki güvenmesek, hep en baştan başlayabilir miyiz sevmeye? Bu, sonu hiç gelmeyecek olan yolculuğumuza ilk adımımızdır belki de.. ''Kendimizi kandırmak''..

Güven duygumuzun yok olduğuna inandığımız zamanlarda, sevgiye müdahale etmeye çalışırız. Ancak tek yapabildiğimiz, sevgiyi göstermemek olur. Çünkü sevgi karşı koyabileceğimiz bir duygu değildir.

Doğduğumuzdan beri hep birşeyleri sevmeye programlıyızdır adeta.. Hayvanları severiz. Müzik dinlemeyi severiz. Kitap okumayı severiz. Denizi severiz. Doğayı severiz. Renkleri severiz. Ben FENERBAHÇE'mi çoooook severim mesela :)

Sevecek birşeylerimiz illa ki vardır yani..

Ve aslında birşeyleri sevmek yetmez. Birilerini sevme ihtiyacı duyar insan.
Aile, banko :)
Arkadaş/dost.. Senin seçtiğin insanlardır. -ki sevmeme ihtimalini bırak, hayatın boyunca yanında olmalarını istediğin, istemekten öte hep birlikte olacağınıza inandığın insanlardır.

 Ama insan en çok o'nun sevgisine ihtiyaç duyar, o'nu sevmek ister.
 Hayat, o'nu sevdiğinde kendi rengini alır, senin gözünde..
 Gerçekten iyisindir ''iyiyim'' derken, hiç olmadığın kadar belki de..
 Ve günün aydınlığını taa içinde hissederek ''günaydın'' dersin.
 Daha önceleri laf olsun diye söylediğini farkedersin bu sözcükleri..
 Sevgi bulunduğu heryeri güzelleştirdiği gibi, güzellikleri farkettirir de..
 Demem o ki; o'nu sevdiğinde, hayat olduğu gibi görünür gözüne!

 Hayatı, içindeki tüm anlamları ile hissederek yaşamak için,
 Sevmek gerek.
 Birilerini.. Birşeyleri..
 Ama en çok, o'nu!
 
 Çünkü; o'nu sevdiğinde, tüm sevdiklerinin değerini bilirsin.
 Bambaşka bir mutluluk, sevmenin ve sevilmenin hissettirdiği,
 Hayata yansıyan.

 Aklının en güzel düşüncesine sahip olursun o'nu sevmekle..

 -ki hayatının en önemli parçasıdır ''o''..
 Ve ''o'' eksikken hayatı tam yaşayamazsın.
 Bunu ise ancak o'nu çok sevdiğinde farkedersin.
 Boşluklar, ''en iyi'' dolduklarında  anlaşılır.

 Ben o boşluğu dolduralı tam 5 yıl 7 ay oldu.. :-)

 O'nu ne denli çok sevdiğimi düşündüğüm an'lardan birinin sonunda yazmaya başladım bu yazıyı..
-ki sevginin hayatımızda ki önemini, anladığım gibi, tam da düşündüğüm gibi anlatabilmeyi istedim.

Çünkü, SEVGİ hayatın anlamıdır.
Tadıdır, tuzudur.. 
Olmazsa olmazıdır..

*Simla





2 Haziran 2012 Cumartesi

'' . ''






Herhangi bir rüzgarın,

Zamansız yorduğu,

Renksiz bir  yaprağın gölgesi  benliğim;

Sen yoksun diye!

06.11.2008 / Simla