25 Nisan 2012 Çarşamba

'' Uyanış ''




 
Bugün,
Uzun uzun dinledim sessizliğimi..
Sorguladım
Suçladım
Düşündüm.


Sonrası, saymaya üşeneceğim çoklukta harf sürüsü..
Anlamlı ya da anlamsız,
Birbirini kovalayan sayısız kelime..


Ve başladım, çıplak bir bedeni giydirmeye..


Ruhumdan düşen harflerin her darbede kendinden çoğalarak, kalemimin ucunda dansetmesidir ''yazmak'',  benim için!


Ve aslında; boğulmaya hazır bir nefesin, son bir hamle ile hayata döndüğünün kanıtıdır her harfim..


-Sadece siyah-beyaz mıdır harfler?-

Bazen,
Kırmızı
Mor
Mavi
Beyaz
...

Kimi zaman da siyahtır her insan..
Yani, bütün renkler ruhunda yaşar..
Ve her renk, zamanı gelince kabuğundan çıkar..

Güldürür
Ağlatır
Susturur
Dökülür!


Renkler karışır bazen..
Alacalı bulacalı olur ''herşey''..
Kendinden kaçarsın o an, kimbilir!
Ve yazarsın rengarenk..


Bazen döversin harfleri siyahın gölgesinde..
Bazen de yüceltirsin her birini, beyazın içinde..


- Yoksa sende, yüceltirken dövenlerden misin benim gibi?-


Ve bitirdim, kendime kızarak!

 
Düşündüm de,  ne çok kırmışım harflerimi ben..
Ruhumun ayaklarına dolamışım da farketmemişim!
Kendimi iyileştirirken,  küstürmüşüm a'dan z'ye sesli/sessiz dostlarımı..


Şimdi, ''yarım elma gönül alma'' vakti..



 Simla / 02.09.2008


18 Nisan 2012 Çarşamba

''Mutluluk..''


İnsanoğlu nankördür.
Hep daha fazlasını ister..
Ve her güne yeni hırslarla uyanır!


Ama sorsan,
huzurdur tek aradığı..


Oysa o'na giden yolu uzatan da bizleriz,
bilerek ya da bilmeyerek!


Bizim sorunumuz, yetinmeyi bilmemek!
Bütün renkler bizim olsun, hepsini birbirine karıştıralım istiyoruz.
Halbuki her rengin ayrı bir duygusu var.


Demem o ki,
herkes mutluluğun peşinde.
Ve mutluluk,
içimizde!


Hadi şimdi en başa dönelim.
Önce kendimizi keşfedelim,
-ki mutluluğu başka yerlerde aramaktan vazgeçelim.. :)




*Simla



*Fotoğraf; Haluk Karahan

''Göksel - Kurşuni Renkler''



''Tarifi mi olur hüznün?'' demiş şair.

Oysa ne güzel anlatmış Sezen Aksu!
Ve ne de güzel söylemiş Göksel..


''Çok''..


Aslında hiçkimse ''çok'' sözcüğünü taşıyamıyor.

Yanına sevgiyi koy,
özlemi,
mutluluğu,
acıyı koy..

Olduğu gibi dolu dolu hissedip/hissettir(e)medikten sonra ''çok'' boş..


Belki de kimseye ''çok'' sözcüğünü emanet etmemeli.

Abartmamalı, bir sınırı olmalı duyguların.


''Çok'' üzülmemek için.
Dolu dolu!




*Simla




17 Nisan 2012 Salı

Yazıyorum.. Yazmıyorum..

 




Yaz-sil derken bilmem ki kaç kere gittim-geldim kendi içimde.. Kızdım hiç yoktan yere herşeye!  Zaman zaman dinledim sessizliğin içinde duymak istediklerimi.. Düşünüyormuş gibiydim ama yoktu bir durağım, böylesine eksikken ben. -ki tamamlayanım sen,  bu hayat dediğim hava boşluğunda!  Sensizliğin haklı bir yanı yok ki,  anlamı olsun yer çekiminin..

 Öyle ya da böyle..

Ben hala bendeyken görünürde! Her gecenin bir sabahı, her yalnızlığın bir tesellisi ve her yokluğun bir sabrı var(mış) tüm dillerde.. -ki anla(t)mamak için direniyor harflerim, bu sarhoş gece çarpıyorken hayata başıboş!  Düş'ünce ne rahat o renkte, kimbilir!  Yok ki bir tesellim,  uyuyayım  soluksuz.


''Yine'' öyle ya da böyle..


Sensiz her topluluk kafiyesiz, zamansa en yorgun sahipsiz.. Umutsuz bir kabulleniş, özü sözü bir yalnızlığın uçsuz bucaksız yokluğunda.. Ve zamansız her ses, içten gelen!


Uzun lafın kısası; sessizlik öyle misafirperver ki dillenesim yok..


''Say(ın) ki,  gitmeyi öğrenmek istiyorum.. Ve bu bir başlangıç!''




Simla ''12.05.2009''